Çocuklarda Davranış Bozuklukları

Çocuklarda Davranış Bozuklukları

Genellikle çocuğun ruhsal gelişimi şu doğrultuda olur: Çocuk bağımlılıktan bağımsızlığa, bencil davranıştan işbirliğine doğru gelişir. Yetenekleri yalından karmaşığa, genelden özele doğru ilerleme gösterir. Davranışları tutarsızlıktan tutarlılığa doğru gelişir. Ölçüsüz duygusal tepkilerden daha dengeli tepkilere doğru adım atar. Geliştikçe dürtü ve eğilimlerini dizginleyerek, çevre gerçeklerine göre davranmayı öğrenir. Somut düşünmeden soyut ve mantıklı düşünmeye yönelir. Oyundan, öğrenmeye ve yaratıcılığa geçer. Ana-baba ve kardeş ilişkisinden toplumsal ilişkilere geçerek çevresini genişletir

Gelişme dönemleri birbirinden kesin sınırlarla ayrılmazlar. Alttaki yapı taşlarının sağlamlığı ve düzgünlüğü ise tüm yapının dengeli olarak yükselmesini güvence altına alır.

Davranış bozuklukları
Davranış bozukluğunun temel özelliği, o yaş için uygun olduğu kabul edilmiş toplumsal kuralların sürekli olarak çiğnenmesidir.

Davranış bozuklukları, çocukta çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak, iç çatışmalarını davranışına aktarması sonucu ortaya çıkar. Başka bir deyişle bu çocukların çevreleriyle ilişkileri sürekli olarak gergin ve sürtüşmelidir.

Nedenler
Aslında tek bir nedenden bahsetmek zordur. Birçok faktör, davranış bozukluğunun oluşmasında etkilidir. Bunlardan biri bazı nörobiyolojik etkenlerdir. Serotonin düzeylerinin artmış olması, nedenler arasında düşünülür. Ayrıca bazı fiziksel hastalıklar ( sara, santral sinir sistemi harabiyeti gibi ), nedenler arasında değerlendirilir.

Ne yapılabilir? Yapılmazsa ne olur?
Uzmanın yanı sıra aile, okul ve yaşadığı toplum da tedaviye katılmalıdır. Dürtülerini, öfkelerini kontrol etmeyi öğretmek, destekleyici psikoterapi vermek, durumuna göre bunlara destek olan ilaçlar kullanmak, aileye kontrolü ve çocukla doğru ilişkiyi öğretmek, bu çocukları başarısızlar diye, eğitim sisteminin dışına atarak öfkelerini artırmak yerine, sistemin içinde uygun eğitim vermek, kötü özdeşim yapacakları film, yazı gibi şeyleri denetlemek tedavinin parçalarıdır.

Bunları yapabilirsek çocukları ve toplumun geleceğini doğru yönlendirebiliriz. Ama yapmazsak çocuk ve ergen suçlulardan, alkol ve madde bağımlısı çocuklardan, büyüdüklerinde de sorunları iyice artmış, üretken olmayıp, toplum huzurunu bozan erişkinlerden bahsetmeye, haber yapmaya çaresizliğe ve kaçan çözümleri aranmaya devam ederiz.

 Saldırganlık
Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur. Aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir.

Parlamaya hazırdır, kavgacıdır. Durmadan kuralları çiğner; sık sık ceza görür.

Ana-baba, öğretmen ve genellikle büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Olağan anlaşmazlıkları bilek gücüyle çözmeye çalışır. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır.

Evde, çevrede ve okulda durmadan sorun yaratırlar. Erişkinlerle sürekli çatışma içindedirler.

Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için, ilk tepkisi saldırmak olur. Başkaları saldırmadan, ilk saldırıyı kendisi yapar. Kendi görmediği hoşgörüyü, başkasına göstermez. Aşırı saldırgan çocuk, aynı zamanda doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Başka deyişle, özsaygısı azdır.

Çocukta güven duygusu geliştikçe, beklemeyi ve tepkisini dizginlemeyi öğrenir. Gereksinimleri doyuruldukça yatışır. Kendisine sevgi ile yaklaşıldıkça, bu sevgiyi sürdürmek amacıyla, kendi kendini kısıtlamaya başlar. Bir yandan da saldırganlığını oyuna-spora aktarır, bastırmak zorunda kaldığı dürtülerine boşalım alanı sağlar.

Alında, insanda var olan saldırganlık yok olmaz veya tümüyle bastırılmaz, ancak biçim değiştirir. Beden gücünün, kavgada değil, spor alanında yarışmaya araç olarak kullanılması, bu yaralı dönüşüme bir örnektir. Uygar kişi, saldırganlık dürtüsünü kaba üstünlük sağlamak için kullanmaz. Onun yerine becerisi, yetenekleri ve zekasıyla toplumsal amaçlara yönelir. Ortaya koyduğu işle, başarısıyla, yöneticiliğiyle, yaratıcılığıyla üstün gelme duygusuna doyum sağlar.

Saldırganlığı önleme ve düzeltme yollarında dikkat edilmesi gereken konular

• Anne-baba ve eğitimciler, çocukta saldırgan davranışlara model olmamalıdırlar. Sürekli bağıran, vuran, küfür eden bir baba, korkutan ve engelleyen bir anne ve cezalandıran öğretmen, çocuk için olası olumsuz modellerdir.

• Çocuğun saldırgan davranışlarına duyarsız kalmak bir çare değildir. Vurdumduymazlık ve duyarsızlık, çocuğa iyilik değil, kötülük yapar.

• Çocuk saldırganlaşıyor diye, her istediği yapılmamalıdır. Yeter ki sussun, ya da sakinleşsin mantığı ile hareket etmek, asla çözüm değildir. Bunlar geçici ve anlık çözümlerdir ve hiçbir iyileştirici yanları yoktur.

• Çocuklar saldırgan davranışlarından dolayı asla dövülerek cezalandırılmamalıdırlar. Bu aksine çocuğun yoğun düşmanlık ve öfke duyguları yaşamasına neden olur. Çocuğun bir sonraki saldırganlık nöbeti daha da şiddetli olur.

• Çocuk o an büyük bir öfke boşalımı yaşamaktadır. Anne ya da babanın, mantıklı önerilerini dinlemez bile. Ancak çocuk sakinleştikten sonra, anlatılmak istenilen her ne ise anlatılmalı, açıklanmalıdır.

• Ev ve okul şartları, çocukların saldırganlık davranışını destekleyici zeminler olmamalıdır.

• Anne-babalar çocuklarına, saldırgan davranışların sonuçlarını, onların anlayabileceği bir dille, sohbet şeklinde anlatmalıdır.

• Anne-baba gün içinde çocuklarına belirli sorumluklar vermelidir. Çocuk başı boş bırakılmamalıdır.

• Anne-baba, saldırgan davranışlara sahip olan çocuklarını mutlaka grup etkinliklerine sokmalıdır. Bu çocuklara grup içinde liderlik rolünün verilmesi, daima iyileştirici bir etken olmuştur.

• Çocuk, başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.

• Anne-babalar, çocukları kaç yaşında olursa olsun, onun temel ihtiyaçlarını mutlaka zamanında ve duyarlılıkla karşılamalıdır.

• Anne-babalar ve eğitimciler, çocukların arzu-istek-merak ve girişimciliklerine saygı duymalıdırlar. Onları engellememeli, aksine desteklemelidirler.

• Şu büyük hatayı asla yapmayalım: saldırgan davranışlardan dolayı, çocuğa saldırmayalım. Çocuğu dövmek, en büyük yanlışlıktır.

Yalan Söyleme
Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Ama anne-baba çocuğun hayal gücüyle, yalanı birbirinden ayırmalıdır. 3-5 yaş arasındaki çocukların hayal güçleri çok zengindir. Hayali olaylar, hikâyeler masallar anlatırlar.

Anlattıkları şeylere kendileri de inanırlar. Hatta bazı çocukların hayali arkadaşları bile vardır. Anne-baba bu durumu tam olarak değerlendiremezse, çocuğun yalan söylediğini sanarak paniğe kapılır. Çocuğu yalana yetişkinlerin çelişkili tutumu iter. Çocuklar yalana çok duyarlıdırlar. Anne veya baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. Çocuk bu tür yalanları anne babaya karşı kullanır. Çocuk sık sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba ile çocuk arsındaki güven sarsılmış demektir.

Çocuk anne babanın beklentileri kendi gücünü aştığında, ya da ceza korkusuyla yalana başvurabilir. Böyle durumlarda çocuğun yalan söyleme sıklığı ve dozu dikkate alınarak bir uzmandan yardım istenmelidir.

Çocukta yalan söylemeyi engelleme ve düzeltme:

• Anne babalar ve eğitimciler, çocuğa doğru model olmalıdır. Çocuğun çevresindeki insanlar ne kadar dürüst olurlarsa, çocuk da o kadar dürüst olur.

• Çocuk istenmeyen bir davranışta bulunduğunda, onu cezalandırmak yerine; onunla yaptığı bu davranış hakkında konuşma yolu seçilmelidir. Kızıp bağırmak ve cezalandırmak, çocuğu korkutur ve çocuk her korktuğunda yalana başvurur hale gelir.

• Anne baba ve eğitimciler, çocuklara ilişkin beklentilerinde gerçekçi olmalıdır.

• Çocuğu baskı altına almak ve tehdit etmek onun yalan söylemesine neden olabilir.

• Anne babalar, çocuklarıyla onların istek, ihtiyaç ve hayallerini paylaşmalıdır. Onlara bu istekleri doğrultusunda destek vereceklerini hissettirmelidir.

• Anne babalar, çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalıdır. Çocuk,kıyaslandığı çocuğa benzemek için yalan söylemeyi seçer.

• Anne babalar çocukların zihinsel, bedensel, duyusal ve psiko-sosyal gelişimlerini doğru gözlemlemelidir. Bu gözlemler doğru yapılmadığı ve çocuğun bu gelişimleri doğru izlenmediği sürece, anne baba çocuklarıyla yeterli derecede ve çocuğu geliştirici iletişimler geliştiremezler.

• Çocukta yalan söyleme davranışının altında da, anne baba çocuk arasındaki iletişimin zayıflığı ve kopukluğu yatar. Çocukla kurulan iletişimin, hangi konuda olursa olsun önemi çok büyüktür. Tabi anne babaların model olan davranışları da…









Doktor Amcam Üyeleri Ne Diyor?
0 Yorum

Yorum Yazın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.



Doktoramcam.com

Menu