“Saat 9’u 5 Geçe” Şiiri Mantıklı mı?

Aşağıda açıklayacağım, saat dokuzu beş geçe dizesiyle başlayan, ” On Kasım ” şiirindeki mantık hataları yıllardır kafamı kurcalayıp durdu. Sonunda belirgin bir şaire ait olmadığı, yani kolektif bir şiir olduğu için el atmamda bir sakınca olmayacağına karar verdim.

Bu minvalden yola çıkarak bazı düzenleme ve ilaveler yaptım. Bu düzenlemeleri yaparken, hemen hemen tüm dizeleri kullanarak, aslına sadık kalmaya özen gösterdim. Ancak, bu dizelerin bazılarını oldukları gibi aynı dörtlük içerisinde ama uygun sıralamayla kullandım. Bazılarınıysa ilave ettiğim yeni dizelerin aralarına serpiştirdim. Gerek duyduğumda biraz değiştirdiklerim de oldu. Bunların dışında, tamamen farklı dörtlükler de oluşturdum. Çıkarılması gereken dizeleri de çıkarttım. Örneğin zamansız döktürülen kavak yaprakları gibi… Zira bildiğim kadarıyla,  Kavak yaprakları Kasım ayına kalmadan dökülmüş olur zaten! Keza Atatürk öldükten sonra bir doktor çağrısı yapılması da abes kaçmış. Atatürk o denli hastayken doktorun o saatte uyuyor olması ve sanki gece yarısıymış gibi sabah dokuzu beş geçe lambaların yakılması da biraz çelişkili olmakla birlikte bir olur tarafı da yok değil. Mevsim itibariyle kasvetli havada odanın loş olabileceğini ve doktorun da uykudan değil oturduğu yerden kaldırıldığını var sayarsak tabii. Ben de öyle olduğunu var saydım ve o dörtlüğe dokunmayıp olduğu gibi bırakmayı tercih ettim. Ve son olarak da şiiri biraz uzattığımı söylemeliyim. Çünkü Atatürk’ü hastalığından kabre girişine kadar adım adım işlemek istedim. Yılların şiirini değiştirme cüretini gösterdiğim için beni sakın ukalalıkla suçlamayın. Tüm amacım sıralı düzgün bir form oluşturarak mantıklı bir hale getirmekti. Kimseye ait olmadığına göre bir suç işlemiş sayılmam sanırm. Mademki kolektif, benim de çorbada tuzum olsun istedim. Umarım bundan böyle çocuklarınıza bu haliyle ezberletebilirsiniz. Bir sonbahar gününde, Atam Dolmabahçe’de, Tutuldu hastalığa; Bitkin düştü yatağa. Doktor doktor kalksana, Lambaları yaksana, Atam elden gidiyor; Çaresine baksana. Bulunamıyor çare, Daralmaktadır süre, Günden güne tükenip; Eriyor pare pare. İnledi gündüz-gece, Vatan idi son hece, Gözlerini kapadı; Saat dokuzu beş geçe. Üzgünüz, atam öldü, Herkes yasa büründü. Naaş’ının ardından; İnsan seli yürüdü. Hıçkırıklar çağladı, Acı, yürek dağladı, Ata’nın yokluğuna; Bütün dünya ağladı. Feleğe sözümüz var, Bitmez sitemimiz var, Ata’yı aldı diye; Yanardağ içimiz var. Kalpler keder yumağı, Gözler hüznün otağı, Bizi öksüz bırakıp; Seçti kara toprağı. Yosun tutmuş, mermerler, Ot bitmiş, toprak yerler, Biz doymadan çağırdı; Doysun anıt kabirler Alıntıyı düzenleyen ve katkıda bulunan Canay Göker

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here